Tübitak Doktora Burs Miktarlarına Dair

Ülkemizdeki bilimsel araştırma ve teknolojik gelişmelerin mutfağında çalışan doktora araştırmacılarına Ardeb projelerinde verilen burs miktarları en son Tübitak tarafından 2018 Ağustos’unda güncellenerek doktora için 3500 TL olarak belirlenmişti. $/TL’nin 5.5 dolaylarında olduğu zamanlarda alınmıştı bu karar. Bu oran ~2x oldu diye burslar da ~2x yapılsın gibi bir yaklaşımda bulunmayacağım. Lakin genç ve kabiliyetli bir insana ayda 3500 TL vererek ilim bilime odaklanmasını ve bilimsel projelerde üst seviye çıktı vermesini beklemek biraz gerçek dışı olmaya başladı. Bu yüzden kalifiye insan kaynağı akademi dışı alanlara yöneliyor. Bu problem devam edecek olursa akademik kadrolarımız ne kadar kaliteli olursa olsun, işin mutfağında çalışıp projelerde iddia edilen çıktıları verecek öğrenciler yerine, iş bulamadığı için doktora yapan, motivasyonu olmayan insanların sayısı çoğalacak. Bu durumda istediğimiz kadar proje fonu versek de çıktıların hedeflenenden uzak ve yetersiz kalma riski artacak ve göstermelik proje raporları ile hakemleri ikna etmek ana gayemiz haline gelmeye başlayacak. Twitter’da her hafta başka meslek dalı maaşına zam propagandası yaparken, bu yazıyı yazmamdaki amaç akademisyen maaşları da artsın gibi bir sonuca bağlamak değildir. Ya da bir kurumu, yöneticiyi vb. suçlamak, sıkıştırmak, ideolojiye bağlamak söz konusu bile olamaz. Maksadım, ülkemizin geleceği için kanımca şahit olduğum ve alemimi meşgul eden bu konuya farkındalık oluşturup beraber istişare etmektir ve mümkünse konunun yetkili kişilere ulaşmasını sağlamaktır.

Los Angeles şehrinde UCLA’de doktora yaparken aylık elime geçen net miktar yıllara göre değişmişse de ortalama 2000 $ civarı idi. LA gibi ABD’nin en pahalı şehirlerinden birinde bu miktar fazla değilse de temel ihtiyaçlarını karşılayıp insanın işine odaklanmasını sağlayacak miktardaydı. Demek istediğim ABD’de de doktora sırasında mütevazi miktardadır maaşlar. Lakin 2022’ye girerken Türkiye’nin LA’i İstanbul’da aylık 3500 TL ile doktora öğrencisinin “işine odaklanmasını” beklemek çok zor. Bırakın İstanbul’u, çoğu Anadolu şehrinde bile bu mümkün değil. Bu durumdan yetkili kişilerin gaflette olması ihtimalini değerlendirmiyorum. Ellerinden geleni yapmaya çalıştıklarına dair hüsn-ü zan ediyorum. Lakin somut aksiyonların alınması konusunda ciddi bir gecikme olduğu görünüyor. Peki bu konuda bir girişimde bulunmadım mı? Şahsen bulundum, Bideb başkanına yazmıştım, Ardeb bursiyerleri Bideb alınca 1000 TL artıyor diye cevap vermişti. Bunu zaten biliyoruz. Neden Ardeb ve Bideb diye 2 ayrı program var, olacaksa da burs miktarlarının eşitlenmesi uygun olabilir mi? Düşünün bir labda bir doktora öğrencisi diğer doktora öğrencisinden daha fazla alıyor. Neden? O Ardeb, bu Bideb.. Mesela düşünelim ki başarılı bir hocamız 1001 projesi almış. Projeye çok uygun olduğunu düşündüğü bir doktora öğrencisi bulmuş, ama Ardeb miktarı ödemek zorunda. Hoca gidip Bideb’li mi aramalı. ABD’de şahsen böyle bir çarpık yaklaşıma şahit olmadım. Bir işi düzgün yapamıyorsak en azından düzgün yapılan yerlerden modellemeler yapıp kendimize göre şekillendirebiliriz.

Düşünün bir güvenlik görevlisisiniz, günde 8 saat kulübede oturup asgari ücret alıyorsunuz. Doktora mı yapıyorsunuz? Aslında pek de farklı olmuyorsunuz. Bu mantıkla ülkenin en zeki ve başarılı insanlarını akademiye çekmek mümkün değil. Sistemin ilim bilim peşinde koşmayı teşvik etmesi gerekmez mi? En azından bunun çözülmesi gereken problem olduğu konusunda hem fikir olabilir miyiz? Peki önerilerim nelerdir?

1- Ardeb-Bideb ayrımı sorgulanmalıdır, ayrı kalınacaksa bile burs miktarlarının eşitlenmesi üzerine istişare yapılmalıdır.

2- Doktora burs miktarlarında acilen iyileştirme yapılmasına dair somut adımlar atılmalıdır.

3- Doktora performans kriterleri üzerine düşünülüp, başarılı ve kaliteli çıktı veren doktora öğrencilerine yılda 1-2 burs ikramiye vb. gibi bir ekstra uygulama üzerine düşünülmelidir.

Bu yazı ile ülkemizin gelecekte bilim ve teknolojide söz sahibi olması yolunda an itibariyle ciddi bir problem olarak gördüğüm bir noktaya dikkat çekmek istedim. Yetkili kişilere ulaşması adına yazıyı beğenip, paylaşmanız kendi üzerinize düşen minimal bir sorumluluğu yerine getirmek olacaktır.

Türkiye’deki genç neslin ekonomi ve iş bulma problemlerine dair:


Son zamanlarda online platformlarda ve sosyal mecralarda, bilhassa gençlerin iş bulmak konusunda ve ekonomik durumlar üzerine şikayetler içeren serzenişlerini görmekteyim. “Mezun oldum iş yok”, “X liraya çalışmam”, “Ülkeden gideceğim” vb. türünden hariçteki unsurları suçlayıcı ifadeler bolca tüketiliyor. Lakin insafla kendi eleştirisini yapanı görmek ise çok zor. Belki de moda değil bunu yapmak. Diploma denilen dikdörtgen şeklindeki bir kağıdı gösterince iş sahibi olması gerektiğini düşünenler var. Mühendislik için örnek verecek olursak, bir şekilde 4 yıllık bir bölümü bitirmiş ama kendini yetiştirmemiş, yabancı dili olmayan, okuduğu bölümü sorgulamadan ezbere bitirerek mühendis olduğunu düşünenleri görüyorum. Daha geçenlerde bir yüksek lisans mülakatında “lineerlik nedir?” sorusuna afallayıp “düz, düzlük, düz olma, ben öyle biliyorum yani” diye cevap verildiğine bizzat şahit oldum. Şaka yapmıyorum, bu seviyede mühendis (!) mezunları var. Öte taraftan kalifiye mühendis bulamayan şirketler de mevcut. Doğal olarak mezunların çoğunu oluşturan boş beleş insanları da almak istemiyorlar. Baştan söyleyeyim; çözüm şirket sayısını artırmak değil, herkesin dipten tepeye, hariçten evvel kendini sorguya çekmesi ve eksiklerini kapayıp, kendini ileriye götürecek bilgi, yetenek vb. araçları edinmeye çalışmasından geçiyor. Yani kişi önce kendine bakıp “ben işveren olsam kendimi işe alır mıydım” sorusuna vicdanen cevap vermesi gerekiyor. Sen kimin hangi problemini çözeceksin de birisi seni işe alıp bir de üstüne sana ödeme yapacak? İşin en evveli ve özü kişinin kendini donanımlı hale getirmesinden geçiyor. Buradaki eksikliği başka unsurları suçlayarak kapatmak ise boş yere çığırtkanlık yapmaktan ötesi değil.

Gelelim hariçteki unsurlara. Üniversite sayısının hızla artmasıyla kalitesiz ve yetersiz üniversiteler ve bölümler mantar gibi çoğalıyor. Buralardan mezun olanların gerçekçi olursak iş bulması zaten çok zor. 3 tane hoca ile kurulmuş laboratuvarı olmayan, programı belirsiz, akademik kadrosu yetersiz ve niteliksiz bir bölümden sıradışı bir performans göstermedikçe mezun olunca zaten işin çok zor oluyor. Hele bazı akademik kadrolardaki arkadaşlar o kadar kalitesiz ki benim labıma doktoraya başvursa kabul alamaz, ama X yerde hoca olmuş bir şekilde. Sözün özü şu ki, üniversitedeki eğitim kalitesinden kaynaklı problemler mezun olduktan sonra işveren tarafından kişinin tercihe edilmemesine sebep olabiliyor.

Hariçteki unsurlar muhtelif. Sonraki yazılara saklayalım gerisini. Bu yazıdan belki bazıları rahatsız olacaktır. Lakin etrafta olan bitene sessiz, tepkisiz, “beni etkilemiyor zaten” deyip de bihaber kalmak vicdanıma ağır geldi. Yani milletin derdi ile dertlendim. Bu derdimi paylaştığım bazı hocalarımız ise “aman sana ne hocam, işine bak, bizim yapacağımız birşey de yok” gibisinden tepkiler verdi. Ne kadar benciliz.